Norveç-2

(23.12.2015 Tarihli gazetede yayınlanan ÇOK GEZEN köşemden alınmıştır.)

ÇOK GEZEN (Norveç-2)

                                                         Yazan : Ümit DERİNSU

       23.12.2015

Herkese kucak dolusu selam ve sevgilerimle bu haftaki yazıma başlıyorum. Görüşmeyeli bir haftalık süreçte umarım keyifleriniz yerindedir.

Geçen hafta Norveç’ le ilgili bir yazıya başlamıştık. Yerimiz yeterince bu güzel ve farklı ülkeyi anlatmaya yetmedi. İnşallah bu haftaki anlatımımla sizlere bir fikir verebilmiş olurum.

Geçen hafta Norveç Oslo’ yu sizlere tanıtmıştım. Bu hafta ise biraz daha batı taraflarına gideceğiz. Bu amaçla biz batıya giden bir trene bindik. Yol boyunca Norveç’ in o kartpostallara yansıyan manzaralarına bakarak yol aldık. Önceleri orman, nehir ve göllerin bulunduğu bir vadiden devam eden tren yolculuğu bir zaman sonra dağlık bölelerden devam etmeye başladı. Pencereden baktığımda ise kar ve buzullarla dolu gerçek bir kutup görüntüsüne dönüşmeye başladı. Bir de kendi üzerime baktığımda temmuz ayında olmuş olmanın vermiş olduğu ince kıyafetlerle örtündüğümü gördüm. Tren dursa ve dışarıya çıkmak gerekirse ne yapacağımız konusunda endişelenmeye başlamışken benim tedarikli sevgili eşim imdadıma koştu. Trenin içine almış olduğumuz valizi açıp içinden uygun kıyafet ve ayakkabıları çıkarınca içimden ey kutup bekle bizi ben geliyorum diye bir ses yükselmeye başladı.

Oslo’ dan kalkan trenimiz Myrdal istasyonuna kadar böyle devam etti. Yol boyunca gördüğüm manzaraların fotoğraflarını çektim. Bunlar bile tek başına koca bir arşiv oluşturur. Buraya kadar olan izlenimlerim bile oldukça ilginçti. Örneğin geçtiğimiz tüm köy ve kasabalar şirin Norveç’ e özgü evlerin yapısıyla yapılmıştı. Yani renkli, küçük, sevimli, dik çatılı ve temiz evler. Bir tane gecekonduya benzer yapı yok. Yollar çok güzel, toprak olanlar bile düz ve çukursuz. Böyle olunca bisikletle doğa içinde trekking yapmak isteyenlerce tüm dünyadan buraya gelmiş doluşmuş binlerce insan.Yürüyüş yapmak isteyenler için buralar cennet gibi olmuş. Tüm Avrupa burada.

Myrdal’ da trenden inip bir başka trene bindik. Bu turistik bir trenmiş. Bizi önce çok harika bir şelaleye götürdü. Kjösfossen şelalesi. Karların erimesiyle  oluşan bu muazzam şelaleye hayran olmamak imkansız neredeyse. Tekrar trenimize binip yola koyulduğumuzda Flam denilen yere geldik. Burası Norveç’ te binlerce fiyorta açılan yerlerden birisiydi. Fiyort gezimize buradan başlayıp Gudvangen denilen başka bir yerde bitirecektik. Tabii ki fiyortlar bu kadar değil. Binlerce fiyortun bulunduğu bu coğrafya da sayısız fiyort gezme seçeneği mevcut. Siz dilediğiniz bir tanesinden biletinizi alıp bu turlara katılabilirsiniz. Doğanın güzelliği her yerde cömertçe sergilenmiş. Biz temmuz ayında geldiğimiz için biraz serin olmasına rağmen karların eridiği bir döneme denk gelmiştik. Bu yüzden gözün alabildiği her yerde binlerle ifade edebileceğim karların erimesinden kaynaklanan şelalelere rastladım. Kiminin fotoğrafını çektim kimini de hayranlıkla izlerken aklıma Doğu Karadenizdeki Ayder yaylasındaki Gelintülü şelalesi geldi. Buradakiler ondan kat kat büyüktü. Kıyaslama yapmak istemem ama ister istemez böyle düşündüm. Allahın bildiğini kuldan niye salkıyayım ki.

Fiyortlardaki izlenimlerim sadece şelalelerle sınırlı değildi. Avrupa’ nın çeşitli yerlerinden doğanın bu bölgesinde kano yapmaya gelenler, kıyılarda çadır kurup doğal yaşamla bütünleşmeye çalışanlar ve balık tutmaya gelenleri gördüm. Bu insanlar boş vakitlerini ne kadar güzel değerlendiriyorlar diye düşünmedim değil.

Gudvangen’ de fiyort gezimizi tamamlayıp Bergene gidecek belediye otobüsümüzü beklerken çevreyi şöyle bir dolaşalım dediğimizde ilginç bir yer gördük. Eski zamanların canlandırıldığı bir Viking köyü gördük. Ne de olsa Norveç bir İskandinav ülkesi. Böyle olunca buradaki insanlar da kendilerinin Viking soyundan geldiklerine inanıyorlar ve bunu kültürlerinde yaşatmak istiyorlar. Daha önce gezdiğim şehirlerde müzelerinde bunu görmüş ve hissetmiştim. Bunu kültürlerine yansıtmak hem Norveç, hem Danimarka ve hem de İsveç kültüründe çok yoğun. Hepsi de Viking soyundan geldiklerini iddia ediyorlar. Sözü konunun uzmanlarına bırakıp Bergen’ e doğru yola çıkan otobüsümüze biniyorum.

Bergen Norveç‘in güneybatısında yer alan Oslo‘dan sonra ikinci büyük kenti. Aslında küçük ve çok şirin bir liman kasabası görüntüsünde. Tarihi 1070 yılına kadar gidiyor. Tarih boyunca kuzeyin en önemli limanlarından birisi olmuş. Eski yüzyıllarda Oslo‘dan önce Norveç‘in başkentiymiş. Nüfusu 266.000 civarında. Gulf Stream nedeniyle Norveç‘in en sıcak şehriymiş. Yılın her mevsiminde hava bulutlu ve yağışlı olduğundan Bergen yemyeşil bir şehir. Otelimize yerleşir yerleşmez hemen bir Bergen turuna çıkmak istedik. Zamanımız kısaydı çünkü ertesi sabah İsveç’ e uçacaktık. Bu kadar az zamanda Bergen’ i görüp tanımaya çalışmak bizim için kardı.

Otelimizden şehir merkezi boyunca yürüyüp ulaştığımız ilk yer Vagen koyunun bittiği yerde bulunan balık pazarıydı. Buraya Fisketorget diyorlar. Burada onlarca çeşit balık ve deniz ürününü satın alabileceğiniz, ayrıca anında pişirtip yiyebileceğiniz bir mekan. Her sabah yedide tezgahlar, şemsiyeler kuruluyor, akşam yedide tekrar toplanıyor. Yemek için seçenek çok: Karidesler, bembeyaz mezgitler, kırmızı somonlar ve koyu kahve balina eti. Biz ayrıca gördüğümüz açık tezgahta balık pişiren bir çift Taylandlı olduğunu öğrendiğimiz satıcılardan yağda pişmiş morina balığı ve sebzeli balık çorbası aldık. Çorba bir harikaydı Türkiyenin hiçbir yerinde böylesine nefis balık çorbası yapmıyorlar bence. Giderseniz eğer mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Balina etini merak etmiştim. Tattım ama beğenmedim. Denemek isterseniz siz bilirsiniz derim.

Balık Pazarı’nın biraz ilerisinde Torgalmenningen Meydanı var. Trafiğe kapalı olan bu meydanda her türlü dükkanı bulmak mümkün.

Arkada Floyen Dağı.  Balık Pazarı’nın diğer tarafında ise tarihi Bryggen Bölgesi yer alıyor. Bergen 12. yüzyıldan itibaren büyük bir liman kenti olagelmiş. Bunun sebebi de 12. yüzyıldan itibaren Alman tüccarların Londra, Bergen gibi kuzey limanlarını kendi etkileri altına almak için kurdukları Hansa Birliği olmuş. Bryggen‘de  tarihi limanın yanında Alman tüccarlar kendi yaşam alanlarını kurmuşlar. Bu binalara bu yüzden Hansa Evleri deniliyor.  Depo, ofis, konaklama amacıyla Hansa Tüccarları tarafından yapılan bu evler Unesco Tarihi Mirası Listesi‘nde yer alıyor.

Sonuçta Bergen’de kısa süre kaldım ama hayran kaldım. Nasip olurda bir daha gelmek kısmet olursa burada birkaç gün kalmak isterim. Buraları doya doya gezmek gerekir. Umduğumdan çok daha fazlasını buldum burada. Aklım kaldı desem yeri var.

Norveç tabii ki bu kadar değil. Ben daha önceleri duymuştum, bilgi edinmiştim. Şimdi ise gördüm ve Norveç hakkındaki düşüncelerimi perçinledim. Elbette çok daha fazla zaman ve yer görmek gerekir bu coğrafyada. Ama bu kadarı bile benim gördüğüm ülkeler arasında güzellik sıralaması yaparsanız eğer ilk 5 içine rahatlıkla giriyor.

Norveç’ e gitmek isteyenlere ve kararsız olanlar tavsiye niteliğindeki yazımı burada bitirirken hepinize sevgi ve sağlık dolu huzurlu günler diliyorum.

Sevgi ve sağlıcakla kalın hoşçakalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir