Sakız Adası-Yunanistan

(09.12.2015 Tarihli gazetede yayınlanan ÇOK GEZEN köşemden alınmıştır.)

ÇOK GEZEN (Sakız Adası-Yunanistan)

                                                                      Yazan : Ümit DERİNSU

      09.12.2015

Bir hafta aradan sonra bir kez daha birlikteyiz değerli dostlar. Bu kez çok uzaklara gitmeyeceğiz. Hemen burnumuzun dibindeki bize benzeyen fakat farklı bir kültür ve ekonomisi olan, sakin bir yaşam tarzının hakim olduğu bir yere götüreceğim sizi. Neresi mi? Yunanistan’ ın Sakız adasına gidiyoruz bu hafta.

Yunanistan son yıllarda büyük bir ekonomik kriz içinde olmasına rağmen ülke içinde bu krizden etkilenmeyen tek bölgesi olarak Sakız adası gösteriliyor. Çünkü adanın kendine has bir ekonomisi var. Genellikle sakız ağacından elde edilen çeşitli ürünler ve onları pazarlama yöntemleri için kooperatifler kurulup ada genelinde yaygınlaştırılması ada ekonomisini ayakta tutmuş. Görseniz sakız deyip geçmeyin ne kadar çok çeşitli ürün var adada kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Ha bir de diğer büyük kalem gelir turizmi de unutmamak gerekir. Ardı ardına düzenlenen festivaller adayı cazip kılmaya yetiyor.

Adaya gitmeye karar verdiğimizde önce bir arastırmaya girdik. Sakız adasına iki firma feribotlarıyla Çeşme’ den sefer yapıyor. Biz bir tanesini tercih edip adaya giden feribota bindiğimizde yağmur altındaydık. Gezimizin bu kötü hava koşullarında gerçekleşeceğini ve her şeyin tam istediğimiz gibi olamayacağını düşünürken adaya varmaya birkaç mil kala hava açtı ve gezimiz boyunca da tek damla yağmur düşmedi.

Adaya iner inmez limandaki pasaport kuyruğundaydık. Burada beklerken adayla ilgili Türkçe olan çeşitli broşürler ve haritalar var bunlardan mutlaka alın. Adaya inanılmaz dercede Türk turist geliyor yılboyunca. Elbette ada ekonomisine hatırı sayılır bir katkımız var. Hal böyle olunca adanın her yerinde bize güleryüzle yaklaşan ada insanları, yardımcı olmaya çalışanlar ve bize komşu gözüyle bakanları görmek çok sıradan oluyor. Limanda kahvaltımızı yaparken bizim servisimizi yapan garsonun Türkçe konuştuğunu görünce sende Türklük var mı dediğimizde hayır dedi ben rumum ancak İzmir’ e sık sık giderim diye cevap verdi. Biz de ona Sakız haritasını önüne koyarak bize adada nerelere gitmemizi tavsiye edersin sorumuza bütün samimiyetiyle görmemiz gereken önemli yerleri ve köyleri tek tek gösterdi. Biz de onun tavsiyesine uyarak ezbere değil bilinçli olarak adanın büyük bölümünü gezebilme olanağına kavuşmuş olduk.

Feribottan indiğimiz limanın bağlı olduğu yer Sakız adasının başkenti sayılan en büyük şehri Chios. Liman bölgesinde bulunan kiralık araba şirketlerinden birisine gidip araba kiralamak adayı gezmek için en güzel yol. Biz de öyle yaptık. Festival zamanları 40 euro olan ücretler normal zamanlarda 30 euro buna dikkat etmek gerek. Ayrıca festival zamanlarında talep çok yüksek olduğundan kiralık araba bulmak zorlaşıyor buna da dikkat etmek gerek.

Chios’ ta biraz dolaşmaya ve sonra diğer yerleri görmeye karar verdik. Şehrin merkezinde bir cami ve kale dikkatimizi çekti. Bir çok Yunan adasında Osmanlının izlerini sistematik bir biçimde silmişlerken bu nasıl ayakta kalmış diye düşünmeden edemedim. Sakız adasıyla ilgili kısa bir tarih araştırması yaptığımda bu ada sakinlerinin Osmanlıyla pek bir problemleri olmamış. Hatta kurtuluş savaşı yıllarında bile ayaklanmamışlar. Yönetimin devamından yana tavır koymuşlar. Ne zaman ki daha güneydeki adalardan gelen kışkırtıcılar örgütlenip adadaki Osmanlı askerlerine saldırılar düzenlemeye başlamışlar o zaman elden çıkma süreci de işlemeye başlamış.

Şehir merkezinde gördüğüm Bayraklı camii halen onarımda olduğu için içerisine giremedik. Biraz dolaştığımda kale türü bir yapıya rastladım. Bizans döneminde yapılan kale yer yer Osmanlı dönemin izlerini de taşıyan eklemelere sahip. Hatta bir bölümünde Osmanlı hamamlarını da görmek mümkün.

Sahile indiğimizde sıra sıra dizilmiş kafe ve tavernaları görmek mümkün. İsterseniz limana paralel bir arka sokakta alışveriş te yapılabiliyor. Kafelerde oturup öylece günü geçiren Türk turistleri gördükçe içimden buraya neden geldiklerini sorgulamak lazım dedim. Gezip görmek yerine oturup keyif yapmayı tercih ediyorlar. Aynı şeyi iki adım ötede İzmir’ de de yapmak mümkünken, düşünmeden yapamadım.

Neyse, arabamıza binip adanın diğer kısımlarını görmek için yola çıktık. Planlamamıza göre ilk önce adanın güney kısımlarını keşfedecek sonra kuzeye doğru yönelecektik. Bu düşünce ile yola çıkınca ilk olarak Kambos denilen yer karşımıza çıktı. Burası Narenciye bahçeleriyle çevrelenmiş yeşil bir vadide yer alan eşsiz güzellikte bir yer. Kırmızı taşlı konakları görülmeye değer. Gölgeli yollar, çiçek bahçeleri ve yavaşça ilerleyen yasemin asmaları eşsiz bir atmosfer yaratıyor. Sonraki durağımız ise Pirgi köyü oldu. Pirgi binaların dışındaki geometrik desenleri ile ünlü bir köy. Dar sokakları ve şirin evleri ile görülmeden dönülmez! Yola devam ettiğimizde karşımıza Mesta köyü çıktı. Mesta köyünde ilginç bir yapılaşma var. Arklardan oluşmuş sokaklar, taş evler tam bir orta çağ teması oluşturuyor. Kale içi gibi olan bu şehrin tüm derdi korsanlardan korunmakmış. Ara sokaklarda gezerken insan kendini orta çağda hissediyor. İşin ilginci burası halkın yaşadığı bir merkez olma özelliğini korumuş. Bütün köylerin dar sokaklardan ve bitişik evlerden oluşma sebebi ise yüzyıllar boyunca hep korsan saldırılarına maruz kalmışlar. Korunmak amacıyla böyle yapılmış ve hala böyle kullanılıyorlar. Mesta’ da gezerken köyün meydanında bir tören hazırlıklarına şahit olduk. Meydanın ortasına koca koca kütükleri koymuşlar tam tepeye boşluğa bir kukla asmışlardı. Bunun ne olduğunu sordum çevredekilere. Bana bunun temsili Jesus olduğunu söylediler. İnanca göre Hz. İsa’ ya ihanet eden kişi imiş. Onu cezalandıracaklarmış bir şenlik eşliğinde. Güzel bir şölen olabilir güzel görüntüler yakalarım diye düşündüm. Ancak zamanın kısıtlılığı ve adanın geri kalanını görme isteği buna engel oldu. Keşke bu gece burada kalabilseydim dedim. Siz siz olun eğer Sakız adasına gelirseniz kalış zamanlarınızı uzun tutun mümkünse. Benim gibi bir çok fırsat kaçırabilirsiniz yoksa.

Yol boyunca dikkatimi çeken bir şey ise neredeyse her 100-200 m. de yol kenarlarında karşıma çıkan küçük haçvari yapılar. Önceleri buralarda kaza yapanların ve ölenlerin anısına koymuşlar diye düşündüm. Ama sonraları oldukça sık bir şekilde bunlarla karşılaşınca dini bir ritüel herhalde diye düşündüm. Her neyse işte giderseniz bunlar gözünüzden kaçmayacaktır.

Tekrar yola koyulduğumuzda akşam olmak üzereydi. Vessa’nın kuzeyindeki Lithi kasabasına da uğradık. Adanın tam batısında kalan bu balıkçı kentinde güneşi batırırken zengin deniz mahsullerinden oluşan yemeğimizi yedik. Yemekten sonra akşam olduğu için otelimizin bulunduğu Chios’ a geri döndük. Gece etkinliklerimizi ve ertesi günkü planlamamızı yapıp biraz dinlenmeye çekildik.

Gece olunca Sakız adasının en önemli festivallerinden Roket Şavaşları fesivali zamanıydı. Roket savaşı kutlamalarında bir savaş atmosferi canlandırılır. Kutlamalar boyunca iki rakip kilise arasında önceden belirlenmiş hedeflere doğru durmaksızın havaifişek atışları yapılır. Hedeflere en çok isabetli atışı yapan kilise savaşın galibi olur. Havai fişek savaşı Megalo Savato (Büyük Cumartesi) günü akşam saatlerinde başlar ve geceye doğru artarak devam eder. Bu gelenekselleşmiş görsel şöleni net olarak seyredebilmek için Vrandados kasabasının biraz üstünde bulunan Epos Dağının eteklerinde yerimizi aldık. Ada belediyesi festival günü için toplu taşıma araçlarıyla özel güzergâhlardan Epos Dağı yamacına ücretsiz seferler düzenlediği için ulaşım sıkıntısı yaşamadık desek olur. Festival sırasında çok güzel fotoğraflar çektim.

Ertesi gün ise rotamız bu sefer adanın orta bölümlerine doğru idi. Bu amaçla bir gece önce tırmandığımız Epos dağına şimdi arabamızla geldik. Dağdan çok güzel manzaralar vardı. Özellikle uzaklarda Çeşme sahillerine bakmak insanda karmaşık duygular yaşatıyor doğrusu.

İlk durağımız, Nea Moni Manastırı idi. Nea Moni, Sakız şehir merkezinden 15 kilometre uzaklıkta, adanın içlerinde bulunan Provateio Oros dağında yer alan, 11. yüzyıldan kalma bir manastırdır. Manastır UNESCO Dünya Mirasi Listesi’ne alınmıştır. Bu tarihi yapının en önemli yanı mozaikleridir.  Manastırdan çıkıp yola koyulduğumuzda her tarafın orman yangınlarıyla perişan hale geldiğini gördük. Doğrusu üzülmemek elde değil. Dünyanın neresinde olursa olsun böylesine güzelliklerin yok olması insanda üzüntüyle karışık buruk bir duygu bırakıyor.

Bu seferki durağımız Anavatos köyü oldu. Anavatos Sakız’ın idare merkezinin 19 kilometre batısında bulunan terk edilmiş bir köy. Denizden 450 metre yükseklikte sarp kayaların üzerinde kurulu köy 1881 yılındaki büyük depremden sonra boşaltılmış. Köyün kiliseleri, okulu, ev kalıntıları halen görülebiliyor. Kalan son bir kaç köy sakini turistleri karşılıyor. Turistlerin dinlenmesi için içecek, tatlılar ve mezeler sunan hoş bir kafe – restoran da yüksek sezonda hizmet veriyor.

Buradan sonra feribota yetişebilecek fazla zamanımızın olmadığını fark edince adanın daha kuzey bölümlerini keşfetmekten vazgeçtik. Fakat oraların da görülmeye gezilmeye değer olduğunu düşünüyorum. Chios’ taki rum garson buraların kendine özgü özellikleri hakkında verdiği bilgiler oraları görme konusundaki merakımı kamçılamıştı. Kimbilir belki birgün yine gelir bu sefer keşfe oralardan başlarım. Dediğim gibi eğer buraya gelirseniz bu adayı görmek için iki gün size yetmeyecektir. En az dört-beş gün ayırmalısınız.  Çünkü bence bu ada görmeye değer.

Bana bu gezimde eşlik eden sevgili eşim Bahar Derinsu’ ya, değerli dostlarım Ayşe girgin ve Metin Girgin’ e; bizim rezervasyonumuzda katkıda bulunan ve gezide eşlik eden oğulları Efe Girgin ve arkadaşı Seçil Hanımefendiye huzurlarınızda teşekkürü bir borç bilirim.

Yine bir yazımın daha sonlarına geldik. Sizlere hoşçakalın derken haftaya yeni bir yerde yeni bir yazımda buluşmak üzere sevgiyle ve sağlıcakla kalın.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir