Stockholm-İSVEÇ

(13.01.2016 Tarihli gazetede yayınlanan ÇOK GEZEN köşemden alınmıştır.)

ÇOK GEZEN (Stockholm-İSVEÇ)

                                                   Yazan : Ümit DERİNSU

      13.01.2016

      Merhabalar değerli dostlar. Bir kere daha bu köşede birlikteyiz.

Bir yılı aşkın süredir bu köşede sizlerle değişik yerleri tanıma fırsatı elde ettik. Bu zaman zarfında Yurttan birçok yeri tanıttığım gibi yurtdışından da gittiğim ve gördüğüm yerlerden yaklaşık 16 ülkeyi öğrenme fırsatı buldunuz. Bugünkü tanıtacağım ülkeyle birlikte bu sayı 17’ ye çıkacak. Yurt içindekileri saymıyorum bile. Birçoğuna defalarca gittim gördüm. Üstelik bunların hepsini son 5 yıl içinde yaptım. Bu yüzden eğer bu aralar bahsettiğim yerlere gitme fırsatınız olursa verdiğim bilgilerin hepsi güncel olduğu için pek yabancılık çekmeyeceğinize inanıyorum.

Lafı fazla uzatmadan bugün neredesin diyorsanız eğer bugün size kuzeyin zengin ve köklü geçmişi olan ülkelerinden İsveç ve başkentleri Stockholm’ ü tanıtmaya çalışacağım.

İsveç her sene yapılan dünyanın en yaşanılası ülkeler sıralamasında hep en üstlerdeki yerini korumuş. Burası bir İskandinav ülkesi ve diğer leri gibi Vikinglerin soyundan geldiklerini iddia ediyorlar. Suç oranlarının pek az olduğu, fakirliğin bu topraklarda söz edilmediği, insanlarının birbirlerine sevgi ve saygı içinde olduğu, devletinin de ülke insanlarının refahı için ne lazımsa yapmaya çalıştığı bir yer olarak tasvir ediliyor. Yine de herkes tarafından kabul edilen bir olgu bu ülkenin iğneden ipliğe her şeyin pahalı olduğuydu. Gerçekten bu durum böyle mi diye yerinde görmeye karar verdik.

Biz Stockholm’ e Norveç’ ten hava yoluyla geldik. Birçok yolla buraya ulaşmak mümkün ama benim ilgincime giden başka ülkelerde hızlı trenin farklı şehirler arasında sefere konulduğunu görmüşken burada havaalanından şehir merkezine bir hızlı trenin sefer yapması çok ilginçti.

İkinci sürpriz ise otelimizin bir gemi otel konseptinde olması idi. Burada normal otellerin dışında kıyılara demirlemiş sabit gemileri otele çevirmişler, bu da buraya gelen turist sayısında artışa neden olmuş doğal olarak. Resepsiyondaki görevli bayanında Türk çıkması ve bizi Türkçe olarak ağırlaması sanki evimizdeymişiz hissini duymamızı sağlamaya yetti doğrusu.

İsveç’ in nüfusu yaklaşık 9,5 milyon. Neredeyse yarısına yakını Stockholm’ de ikamet ediyor. Nüfus artışı çok düşük olduğu için devlet çocuk yapmayı teşvik ediyor. O yüzden her köşeden bebek arabalarıyla bir İsveçli anne-baba görebilmek mümkün. İsveç insanı düzenli olarak hep bir sporla meşgul olduğu için çevredeki herkesi fit gördüm desem yalan olmaz. Biraz kilolu tipler buraya dışarıdan gelen göçmenlerde var sadece. Stockholm büyük bir şehir olduğu halde hiç trafik sıkışıklığı görmedim. Yayalara büyük öncelik tanıyorlar. Gittiğimiz her yerde sabırla bizim karşıdan karşıya geçmemizi bekliyorlardı. Kalabalıklardan kaynaklanan gürültülü ortamların esamesini göremedim buralarda. Tek gördüğüm bizim oralar Temmuz sıcağında kavrulurken burada ceket ya da montlarla dolaşmak zorunda kalmamızdı. Hem soğuk hem de yağışlı bir hava buraların alışılagelmişi sanki.

Burada ulaşım sorununu çözmüşler gibi sanki. Araç trafiği kimseyi rahatsız etmediği gibi halkın büyük çoğunluğu bisiklet kullanmayı tercih ediyor. Bunun için özel yollar, trafik ışıkları gibi unsurlar her noktada düşünülmüş.

Şehir, adaların üzerine kurulmuş diyebilirim. Bir ortaçağ şehri olan ve Stockholm’un kalbi sayılabilecek Gamla Stan başta olmak üzere şehrin en önemli yedi bölgesi beş farklı ada üzerinde adeta yüzüyor. Adalar arasında köprüler üzerinden yaya, bisikletle veya araçla seyahat edilebiliyor.

Şehri dolaşırken zaman zaman burada yaşayan Türklere de rastladık. Biraz sohbet ettiğimizde ilginç bir ayrıntıyı öğrendik. Kime rastladıysak memleketlerinin Konya’ nın Kulu ilçesi olduğunu söylediler. Onların deyişlerine göre Kulu’ da yaşayanların en az iki kat fazlası burada varmış.

İsveç’te yaşamak, bizim gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, gerçekten de kolay görünüyor. Her şey oturmuş bu şehirde. Altyapı sorunu yok. İnsanların konforu için her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Trafik sıkışlığından, ulaşım zorluğundan, korna sesinden eser yok. Havası ve suyu temiz, insanları saygılı ve hoşgörülü. Suç oranı da oldukça düşük. Şehirde bir olay, bir tartışma ya da bir polis arabası görmek neredeyse imkansız. Kısacası her şey saat gibi işliyor burada. Zaten “rüya şehir” olarak da adlandırılan Stockholm’un öğrenebildiğimiz kadarıyla tek sorunu, soğuk ve gece gündüz eşitsizliği.

Stockholm, dünyanın belki de en zengin ve en kaliteli müzelerine, aynı zamanda farklı tarihine sahip şehirlerinden biri. İsveçlilerinin tarihlerini koruma ve tanıtma konusundaki tutumu, tarihi eserlerin en iyi şekilde saklanmasını, onlarca müzenin açılmasını ve tarihi mekanların tertemiz bırakılmasını sağlamış. Şehrin her yeri, tabir yerindeyse, tarih kokuyor. Bir bakıma şehrin kalbi tarihi merkezlerde atıyor. İsveç tarihinden dünya tarihine, paralardan postacılığa, danstan modern sanata kadar hemen her temada bir müze var bu şehirde.

Stockholm denilince ilk akla gelen yer, tarihi bir şehir olan Gamla Stan. Burası, esasında ufak bir ada şehri ve üzerine bir saray, büyük bir kilise ve çeşitli binalar inşa edilmiş. Gamla Stan adası üzerinde Storkyrkan Katedrali var. 1279 yılında inşa edilen bu katedralin içerisinde pek çok tarihi eser de sergilenmekte. Nobel Müzesi, yine Gamla Stan içerisindeki bir başka müze. Gamla Stan’ın karşı yakasında ise, 1200’lü yılların sonunda inşa edilmiş oldukça eski bir kilise olan Riddarholmen Kilisesi mevcut. Burası bizim gemi otelimizin bulunduğu yere oldukça yakın olduğu için birkaç gün boyunca sürekli önünden geçtiğimiz için artık ezberledik sayılır. Stockholm’ de birçok müze var. Biz kısa süreç içersinde hepsine gidemeyeceğimiz için önemli olarak gördüklerimizi belirleyip onlara gittik. Bunlardan Vasa müzesi mutlaka görülmeli. Girişteki uzun kuyruğa aldanmayın. Bize sıra gelmez zannetmeyin. İnanın çok çabuk ilerliyor ve bir anda kendinizi içeride buluveriyorsunuz.

Burada Vasa isimli 16. Yüzyıla ait bir savaş gemisi orijinal haliyle var. Yapımını takiben denize indirilmesine müteakip bir mil bile geçmeden battığı için bugüne dek korunmuş olarak gelmiş. Battıktan sonra da zaman içinde unutulmuş. Taa ki 1950’ lerden sonra günümüzün teknikleriyle çıkarılıp buraya konmuş. Üstüne de bu bina yapılmış. Gezmenizi şiddetle tavsiye ederim.

İsveç’in ve Avrupa’nın en büyük lunaparklarından biri olan Gröna Lund’un da bulunduğu bu bölgedeki en önemli müze, Skansen Open-Air Museum (Skansen Açık Hava Müzesi). Açıkçası buraya bir müze demek doğru olmaz, çünkü müzeden çok daha fazlasını barındırıyor. Burada vahşi hayvanlardan geleneksel İsveç evlerine, tarım bölgelerinden Stockholm manzarasına, teleferikten akvaryumlara kadar pek çok şey bulabilmek mümkün. Burada geçmişi canlandıran bu evlerde yaşıyormuş hissini veren İsveç’ lilere de rastladık. Tabii mesaileri dolunca üstlerini değiştirip kapıları kilitleyip gitmeyi de biliyorlar. Bizde tekrar geçmişten günümüze dönmenin şaşkınlığını yaşıyoruz. Ayrıca bu  bölgedeki en büyük müze olan Nordiska Museet‘te ise, İsveç halk kültürüne ait her ne varsa sergileniyor. Geniş avlusu ve çeşitli sergileri ile burada İsveç ve İskandinav kültürünü daha yakından tanıyabilirsiniz.

Stockholm’ de buraya gelip mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler var. Bunların başında Gröna Lund lunaparkı geliyor. İçerisinde her yaşa ve her gruba hitap eden aletler mevcut: 90 km hıza ulaşan hız treni (roller coaster), 2.5 saniye içerisinde 80 metre yükseğe fırlatan asansör, 121 metre yukarıda dönen koltuklar, korku tünelleri ve diğerleri. Ayrıca burada tüfekle ördek vurmaca gibi çeşitli oyunlar da oynanabiliyor. Parka giriş 100 SEK, bir gün boyunca tüm aletleri sınırsız kullanım ise 310 SEK, fakat Stockholm Card’ınız varsa, giriş ücretini ödemiyorsunuz.

Biraz da The City Hall ve kulesinden bahsedelim. Burası, şehrin belediye binası. Binanın içini de bir müze olarak tasarlamışlar. Bizim esas ilgimizi çeken, binanın kule kısmı oldu. 106 metrelik kuleye daracık merdivenlerden çıkıyorsunuz. Kulenin içinde heykeller ve en üstünde ise devasa çanlar sizi bekliyor, ayrıca demir parmaklıklar da. Şehir manzarasını demir parmaklıklar etrafından görebiliyorsunuz.

Stockholm’ de görülecek çok yer var ama biz hepsini gezemedik. Burası için neredeyse bir ay zaman ayırmak lazım. Eğer siz gelirseniz mutlaka önceden bir araştırma yaparak gezilecek yerleri belirleyip öncelik sırası yapın. Ulaşımda alternatif çok ama biz bütün şehri dolaşarak ring yapan iki katlı kırmızı turist otobüslerini seçtik. Aldığımız kartla istediğimiz durakta binip istediğimiz durakta da indik. Başka da ödeme yapmadık. Eğer gelirseniz siz de bu kolaylığı tercih edebilirsiniz. Aklınızda bulunsun.

Buradan ne alalım, memlekete sevdiklerimize götürelim derseniz benim tavsiyem şöyle olacak. Özellikle el yapımı İsveç atları, eldivenler, bereler, geleneksel kıyafetler içinde İsveç köylülerinin oyuncakları, Viking ve Troll oyuncakları, anahtarlıklar, İsveç tepsileri, İsveç çikolataları, tişörtleri, bardakları ve daha pek çok şey… Stockholm’ un İstiklal Caddesi olarak tanımlanan Drottninggatan üzerinde pek çok hediyelik eşya dükkanı mevcut. Hediyeliklerin yanı sıra giyim ve elektronik noktasında da İsveç oldukça pahalı. Yiyecek olarak deniz ürünleri çok ama İsveçliler kahve konusunda destan yazmışlar sanki. Benim bile bilmediğim ne kadar çok çeşit var burada şaşar kalırsınız.  Buradaki kahveleri gördükçe ben Türkiye’ de hiçbirşey içmemişim dedim. Özellikle Kahveyi Fotografiska müzesinin en üst katındaki nezih bir yer olan cafesinde içmenizi tavsiye ederim. Bence Stockholm’ ün en güzel manzarası da buradan görülebilir. Kahve eşliğinde bu manzarayı seyretmek ise tadına doyum olmayacak bir keyif benden söylemesi.

Son olarak, Stockholm’ da, yazılı olmayan, fakat dikkat etmeniz gereken birkaç kurala değinmek istiyorum. Bunlardan ilki, yürüyen merdivenlerde, eğer ilerlemeyecekseniz, sağ tarafta durmanız; çünkü sol taraf ilerlemek isteyenlere ayrılmış durumda. Bir diğeri, bisiklet yollarından yürümemeniz, siz farkında bile olmadan bir bisikletli size çarpabilir ya da uyarıda bulunabilir. Trafik ışıklarına da son derece özen gösterin. Kırmızı ışıkta geçmeye çalıştığınız takdirde küçümseyici bakışlara maruz kalabilirsiniz. Ayrıca, toplu ulaşım araçlarında ve sokaklarda insanlarla göz temasından ve onlara bakmaktan kaçının. Bu, İsveç’te ve diğer Batı ülkelerinde hoş karşılanmayan bir durum.

Bir yazımın daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Başka bir yazımda yine başka ilginç bir yeri anlatırken sizlerle buluşmayı umuyor, sevgiyle ve sağlıcakla kalın diyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir