Şanlıurfa

(24.09.2015 Tarihli gazetede yayınlanan ÇOK GEZEN köşemden alınmıştır.)

ÇOK GEZEN (Şanlıurfa)

                                                                      Yazan :Ümit DERİNSU

       24.09.2015

      Herkese kucak dolusu sevgilerimle merhaba diyerek bugünkü yazıma başlıyorum. Aynı zamanda Kurban Bayramınızı en içten duygularımla kutlarım. Büyük küçük herkesin bu güzel günde pozitif enerjiyle yüklü olarak ileriye bakmalarını, dünyada ve çevremizde olan olumsuzlukları bir an için bir kenara bırakıp etrafımıza bayramın getirdiği enerjiyle yüzünüzde tebessüm oluşmasını ve bunun dalga dalga yayılıp önce sizin sonra çevrenizin ve daha sonrada ülkemizin ve nihayetinde de tüm dünyanın kardeşlik ve barış içinde olmasını temenni ederim.

Çok uzattım biliyorum ama son zamanlarda yaşananlar dolayısıyla herkesin yüzünde düşünceli ifadeler gördüğüm için bir anlığına da olsa bir sinerji oluşturmak istedim. Bence herkesin buna ihtiyacı var.

Neyse dönelim asıl konumuza. Bu hafta neredeyiz derseniz Şanlıurfa’ ya biraz bakalım diyorum. Önceki yazılarımda biraz biraz değinmiştim. Örneğin Göbeklitepe’ den bahsederken Şanlıurfa il sınırlarında olduğuna değinmiştim. Atatürk Barajı derken geldik asıl konuya. Kıyısından kenarından dolaşacağımıza bir bakalım bu ilimiz bugün nasıl bir yer.

Eski bilgilerimizden yola çıkarsak Harran ovasında kerpiç evlerde yaşayan insanların olduğu topraklardı Şanlıurfa. Bizim uzun yıllar Urfa diye telaffuz ettiğimiz bu ilimizin 1984 yılından sonra Kurtuluş Savaşındaki kahramanlıklarına atfen TBMM kararınca Şanlıurfa adını aldı. Mağarada yaşayan insanların olduğunu duyduğum bu ilimizin Balıklı Göl hikayesi duyumuyla iyice merakımı çeken bir yer haline gelmişti. Bir ara Türkücü İbrahim Tatlıses’ in ben buradaki mağaralarda doğdum açıklaması Şanlıurfa’ yı merak edilen bir yer haline getirdi bende. Hele bir de acı biberin vatanı olması dolayısıyla ilginç bir yer özelliği kazandırdı aklımda.

Bu kadar yazımsal ve işitsel bilgilerden sonra kafamda oluşan Urfa hakkındaki imaja uyup uymadığını yerinde gidip görmem lazımdı.       Neyse nasip oldu ve gittiğim ilk gün hissettiklerimi paylaşayım sizlerle. Bir kere Şanlıurfa aynı Mardin gibi modern bir kent olmuş. Orda Eski Mardin Yeni Mardin vardı burada da aynı şekilde eski yeni yerleşimler var. Bu bölgenin belediye başkanları iyi çalışıyor ki modern bir şehirleşme örneği vermişler. Öyle ki başkanlarından Ahmet Eşref Fakıbaba adeta buralarda bir efsane olmuş. Çok seviliyor. Benim de başkanlarım böyle çalışsa ben de severim.

Şehir modern ama eski ve tarihi binalara dokunmamışlar. Onları korumayı bilmişler. Eski ve yeninin içiçeliği buraların bir cazibe merkezi olmasını sağlamış. Bunun nasıl olduğunu ilerideki satırlarda değineceğim. Şehre girdiğimde ilk izlenimlerimden söze başlayayım. Şehrin içinde mağaralar var ama artık hiç kimse oralarda oturmuyor. Herkesin başını sokacağı evler var. Mardin ve Midyat’ ta gördüğüm enfes taş işciliğine ait örnekler oralardaki kadar çok olmasa da Urfa’ ya özgü bir mimari olarak var ve öne çıkıyor. Herşeyden önce tarih dediğinizde Urfa’ nın tarihi sanki insanlık tarihiyle beraber başlamış gibi. İlk üniversite bu topraklar üzerinde kurulmuş. Hz.İbrahim peygamber, Hz. Eyüp peygamber gibi önemli peygamberlerden oluşan bir dizi peygamber bu topraklarda yaşamış ve buralarda kabirleri var. Yani dini turizm yolu da Şanlıurfa’ ya fazladan bir artı kazandırıyor. 11.500 yıllık bir süreçte daimi bir yerleşim yeri olmuş. Bir çok uygarlık ve kavim gelmiş geçmiş. Her biri eserler bırakmış. Günümüze ulaşabilenleri en azından görebilmek gerekir. Tarihle aranız iyi olmasa bile anlamaya çalışmanız bile o şehir hakkında sizin kafanızda bir değer katar. Şanlıurfa’ da böyle bir yer. Çünkü nereye baksanız çok güzel hikayeleri var. En bilineni meşhur Balıklı Göl. Özetlersek devrin hükümdarı Nemrud’ un Hz. İbrahim’i hazırlattığı devasa ateşe atıp yakmak istemesi, fakat Yüce Allah’ın bir emriyle ateşin bir gül bahçesine dönüşmesi ve su olması, odunların da balıklara dönüşmesi sonucu Hz. İbrahim’ i ateş yakmıyor. Bu yüzden oradaki balıkların kutsal olduğuna inanıyorlar ve kimse dokunmuyor.

     Bu hikaye bile tek başına insanın merakını celbedip oraları görmek istiyor. Bir tek Balıklı Göl mü var? Elbette hayır. Görülmesi gereken bir çok yer var. Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Şöyle bir sıralamak istesek bu yerleri; Selahaddin Eyyubi Camii, Ulucami, Hz. İbrahim’in Doğduğu Mağara ve Mevlid-İ Halil Camii, ve tabii ki Urfa Kalesi. Şehir merkezinde Sipahiler Pazarını da gezip alışveriş yapmadan dönmek olmaz, unutmayın. Eyyub Nebi Mağarası, Eyüp Peygamberin çile çektiği ve yıkanıp şifa bulduğu bu yer, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Sakıbın Köşkü Urfa kültürünü yansıtan en önemli taş konaklarından biridir. Avlusu, odalarıyla Urfa mimarisini en iyi yansıtan evlerden biridir.

Şehir merkezinin dışında da ilginç yerler var. Göbeklitepe ve Harran’ dan daha önce bahsetmiştik. Birazda Halfeti’ ye değinelim. Eğer buraya giderseniz mutlaka bir tekne turuna katılın. Yeşilin ve mavinin en güzel tonlarını görebileceğiniz gibi çevreden fışkıran tarihsel dokuya sahip oluşumları da ilgiyle inceleyebilirsiniz. En ilginç ve fotojenik yer olarak tekne turunun ortalarında baraj suları yükseldiği için terk edilen bir köye geldiğimizde camiinin sular altında kalıp minaresinin suyun üstünde yükselmesi size eşsiz bir fotoğraf karesi sağlar. Bence bunu yapın. Halfeti’ ye kadar gitmişken de iddiaya göre Türkiye’ de tek yetişen siyah gül fidanlarından bir tane alın. Bahçenize diktiğinizde iddia gerçek mi değil mi hep beraber öğrenmiş oluruz. Bir de İnbaşı mağraları var görülmesi gereken, Bozova ilçesi Yeniköy Mezrası civarında bulunan bu mağaralar Roma döneminden kalma.

     Şanlıurfa’ dan bu kadar bahsettin. Oraya gitsek ne yeyip ne içmek gerekir onu da söyle dediğinizi duyar gibiyim. Hemen bahsedeyim. Şanlıurfa’ nın çok zengin bir yemek kültürü var. Hepsini birden denemeye kalkarsanız orada planladığınızdan çok daha fazla zaman geçirmeniz gerekir. Ben yine de şöyle bir sıralayayım önemli olanları, siz damak zevkinize göre karar verirsiniz. Bir kere en başta Urfa Kebabı, Türkiye’nin en meşhur kebap türlerinden biridir. Zırhta çekilmiş koyun etinden hazırlanır. Yörenin etinin ve baharatlarının karışımıyla lezzetli bir tat oluşur. Lahmacun, Lahmacun Türkiye’nin bir çok yerinde yapılır. Ancak Urfa’ya özgü lahmacunun en önemli özelliği sarımsak olmamasıdır. İsot Çömleği, Narlar soyulup taneleri ayrılır ve ezilerek suyu çıkarılıp süzülür. Soğan, biber, domates, nar suyu ve kuşbaşı et çömleğe konur. Urfa’da bu yemek genelde fırınlara gönderilir ve odun ateşinde pişirilir. Mırra, Yörede çok sevilen ve tüketilen Araplara özgü bir kahve cinsidir. Çok acı ve koyu olması nedeniyle küçük fincanlarda tüketilir. Şıllık Tatlısı, Hazırlanan krepin içerisine ceviz ya da fıstık konularak sarılır ve rulo haline getirilir. Üzerine sıcak şerbet dökülerek servis edilir. Çiğ Köfte, Urfa denince akla ilk gelen yemeklerden biridir. Urfa kent merkezinde yöreye özgü isotlu lezzetli çiğ köfte yiyebileceğiniz lokantalar bulabilirsiniz. Bulgur ve et karışımından yapılır. Bostana, Kebapların yanına gelen lezzetli bir salata türüdür. Bir diğer adı da avrat salatasıdır. Duvaklı Pilav, Önce patlıcanlar hafif pişirilir. Daha sonra kıyma kavrulur. Patlıcanın üzerinde kavrulmuş kıyma ve pilav eklenerek servis edilir. Önemli günlerde yapılır. Haşhaş Kebabı, Zırhta çekilmiş kıymadan yapılan bir kebap türüdür. İnce ince şişlere dizilerek pişirilir. Şişe dizilmesi ve etin kıyma gibi küçük küçük kesilmesi marifet ister. Arap Lebeni, Aslında yoğurt çorbası da denilebilir. Urfa ve Mardin yöresinde çok sık yapılan bu çorbaya yoğurt ve buğday katılarak yapılır. Üzerine kuru nane eklenir. Ayrıca Meyan şerbeti, Koruk şurubu gibi içecekleri de unutmamak gerek. Bu liste uzar gider. Dedim ya çok zengin bir mutfağı var Şanlıurfa’ nın. Bu lezzetleri denemek için Türkiye’ nin çeşitli yerlerinde açılmış lokantalarda bunların tadına bakılabilinir ancak bence her şey yerinde daha başka güzeldir.

Çok şey söyledik fakat Urfa’ nın meşhur sıra gecelerini unuttum sanmayın. Derler ki Sıra geceleri Ariflerin söze geldiği, çırakların dize geldiği, şiirlerin saza geldiği gecelerdir.  Sıra geceleri genel olarak erkekler arasında yapılır. Buralara çocuklar küçük yaşlarda götürülerek; cemaat ile oturup, kalkmayı, dinlemeyi ve adab-ı muaşerat öğrenirler. Halk içerisinden çıkan müzisyen ve şarkıcılar bu gecelerde özellikle uzun hava başta olmak üzere yöresel türkü ve şarkılar ile şiirleri seslendirirler. Sıra gecelerinin günümüzde en çok bilinen ve tanınan sanatçısı Kazancı Bedih‘tir. Sıra gecelerinde, ikramın da bir o kadar bol tutulması da gelenek ve göreneklerdendir. Ayrıca bu gruplara diğer sıradakilere haber verilmeden başka misafir çağrılmazdı. Gecelerde saz ve sözün yanı sıra “Fincan saklama” veya “Tolaka” gibi oyunlarda oynanılarak vakit geçirilirdi. Bu nedenlerden dolayı sıra geceleri aynı kültürdeki bu insanlar arasında bir dayanışma alanına da dönüşmüştür. Eğer Şanlıurfa’ ya giderseniz mutlaka bir sıra gecesine katılmalısınız. Oradaki otantik havayı solumanız ve türkülere eşlik ederken hazırlanan çiğ köftenizi yemeniz size ayrı bir keyif verecektir. Demedi demeyin benden söylemesi.

Bu haftalık ta bu kadar olsun derken yazımın bir bayram gününe rastlaması sebebiyle tekrar büyüklerimin ellerinden öpüyor küçüklerimin yanaklarından öperek bayramınızı kutluyorum. Sağlıcakla ve sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir