Tarsus-Adana

(21.10.2015 Tarihli gazetede yayınlanan ÇOK GEZEN köşemden alınmıştır.)

ÇOK GEZEN (Tarsus-Adana)

                                                         Yazan : Ümit DERİNSU

       21.10.2015

Bir hafta aradan sonra tekrar birlikteyiz sevgili okurlarım. Herkese hoş geldiniz der, kucak dolusu sevgilerimi sunarım.

Bu hafta yolumuz önce Tarsus sonra Adana taraflarına düştü. Tarsus hakkında bilgilerim Eshab-ı kehf mağrasıyla sınırlıydı. Hani şu çeşitli dinlerde bahsi geçen yedi uyurlar hikayesi. Anadolu’ da örneğin Efes’ te hristiyanlarca inanılan bir yedi uyurlar mekanı var. Müslümanlara göre ise birkaç değişik yerde olduğu işaret edilse de çok kişiye göre burada olduğu rivayet edilen yedi uyurlar mağarasını görmek ve ziyaret etmek imkanımız oldu.

Yedi uyurlar hikayesini şimdi anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum çünkü büyük ve küçük herkesin bu hikayeyi bildiğini düşünüyorum. Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklendiğini söyleyip Tarsus’ un bir başka ilginç köşesine geçelim.

Tarsus’ u dolaşmaya başladığımda şaşkınlıktan dilimi yutacaktım neredeyse. Bu kadar tarih ve doğal güzellik bir araya nasıl gelmiş şaşırdım. Burası mutlaka görülmesi gereken nadir yerlerden birisisi bence. Daha ilk adımımı attığımda Çanakkale savaşlarında destan yazan Nusret Mayın Gemimizle karşılaştım. Savaşın kazanılmasında büyük pay sahibi olan gemimizi hem de en orijinal haliyle karşımızda görmek beni çok heyecanlandırdı doğrusu. Çanakkalede de bir Nusret Mayın gemisi var ama o birebir kopyası. Buradaki orjinali. Basında zaman zaman bu gemi hakkında çeşitli haberler okumuştum. Kimi zaman kaderine terk edilmişti, kimi zaman birilerine satılıp yük gemisi olarak kullanılmıştı. En son olarak hurdaya çıkarılıp jilet yapılmak için parçalanacakken Tarsus belediyesinin girişimleriyle bu nadide eser satın alınıp kurtarılmış ve onarılıp müzeye dönüştürülmüş. Bence pek güzel olmuş. Tarsus Belediyesini duyarlılığından ötürü huzurlarınızda kutlamak isterim.

Tabii ki Tarsus bu kadar değil. Dolaşırken Tarsus’un batısında, Mersin yolu üzerinde bulunan Kleopatra Kapısını buldum. Bugün ayakta kalan tek antik şehir kapısıdır. M.Ö.41 yılında Mısır’ın ünlü Kraliçesi Kleopatra’nın Romalı General Antonius ile buluşmak için gemilerle geldiği, Gözlükule Höyüğü’nde törenlerle karşılanarak o zamanki deniz kapısından şehre girdikleri söylenir.

Şehir çok eski zamanlardan beri yerleşime açık olduğu için tarih zengini. Nereye baksanız tarih fışkırıyor. Şehrin merkezinde dolaşırken Roma döneminde kullanılan Antik Yola rastlıyorum. Birkaç yüz metre ötede ise hristiyanlarca kutsal sayılan Aziz Paul’ un evinin yeri olarak kabul edilen bir yapı ve içinde hristiyanlarca kutsal olduğu tabir edilen bir kuyu bulunmuş. Yapılan arkeolojik testler de bunu doğruluyormuş, öyle diyorlar. Hal böyle olunca hristiyanlardan burayı ziyaret edenler hac vazifesini de yapmış oluyormuş. Ben Eshab-ı Kehf’ e giderek yarı hacı oldum sayılır.

Tarsus’ un sokaklarında da dolaşırsanız eski Osmanlı evlerinin izlerine de rastlarsınız. Biz bu güzel yapıları dolaşırken evlerden birisinin kapısı açıldı ve kapıda yaşlı bir kadın belirdi. Bize hoş geldiniz neredensiniz deyip Türk insanının o sıcacık yaklaşımını tattırdı. Biz biraz sohbeti derinleştirdiğimizde ise bu evin Issız adam filminin Tarsus çekimleri için kullanılan bir platformu olduğunu öğrendik. Tesadüfen bulduğumuz bu evi fotoğraflamak isteğimizi yanımıza sonradan gelen yaşlı kadının kızı geri çevirmedi ve bu hoş olayı size anlatmak şimdi bana nasip oldu.

Tarsus’ ta başka neler yok ki. Efsanevi Şahmaran’ ın öldürüldüğü söylenen Şahmaran hamamından tutun da, Hz. Muhammed’in müezzini olan Bilal-i Habeşi’nin, ezan okuyup namaz kıldırdığı yerde onun ismine atfen yapıldığı söylenen Bilal-i Habeş Mescidi buradadır. Ayrıca, Makam-ı Şerif Cami, Medresenin kuzeybatısında, semte de adını veren camide Danyal peygamberin mezarının olduğuna inanılmaktadır. 1857 yılında inşa edilen caminin en önemli özelliği, Türkiye’de bulunan tek peygamber kabri olmasıdır.

Tarsus için çok söylenecek söz var gidip görmek gerekir ve planladığınızdan biraz daha fazla zaman ayırın eğer bu güzel yere giderseniz. Gittiğinizde de Şelaleler diye adlandırılan yerde bir öğle yemeği mutlaka yeyin. Burada hem Eski Roma mezarlarını görebileceğiniz hem de muhteşem bir gölet manzarasının sizi beklediğini unutmayın.

Tarsus’ a gitmişsin oradan ne aldın derseniz, buranın cezeryesi meşhur. Ayrıca humus ve şalgam suyunu denedim çok iyiydiler. Adana’ ya yakın olması sebebiyle kebap kültürünü de olanca canlılığıyla yansıtıyor.

Tarsus’ tan bu kadar bahsetmişken çok yakınında yer alan Adana’ ya değinmeden olmaz diye düşündüm. Adana hakkında ilk öğrendiğim bilgiler hep Çukurova ile özdeşleşiyordu. Tarihte de bu bereketli toprakların ortasındaki yere sahip olmak için çeşitli kavimler çok mücadeleler vermişler ve günümüze ulaşmış. Şöyle ilk etapta baktığımda modern bir şehir görünümüne kavuşmuş, tarihi yerler açısından zengin, doğal güzellikler ve şehirsel yaşam dokusu açısından nefes alan bir yapıda olan, kendine has özellikleri ve gelenekleri olan bir şehir gördüm.

Adana’ da ilk gördüğüm yer Seyhan nehri kıyısı idi.  Seyhan, Adana’ya ayrı bir güzellik katmış. Onun sayesinde nefes alan ve doğal güzelliklerini sonuna kadar sunan bir şehir karşımıza çıkmış. Üzerindeki Taş Köprü şehrin simgesi olmuş. Bu köprü Roma döneminden günümüze ulaşmıştır. Dikkatimi çeken bir diğer yapı da Adana Merkez Sabancı Camiidir. İlk bakışta İstanbul’ daki Sultanahmet Camiine benzettim. Yaklaştığımda ve içine girdiğimde öğrendim ki bu cami gerçekten Sultanahmet camii örnek alınarak yapılmış. Neredeyse birebir aynı, sadece aralarında 380 yıl kadar bir zaman var. Öğrendim ki camiinin % 50 si kadarı halkın bağışlarıyla yapılabilmiş. Geri kalanı ise para yetmeyince devreye Sabancı ailesi girmiş ve onların desteğiyle bitirilebilmiş. 1988’ de temeli atılan camii 1998’ de ibadete açılmış. Adana’ ya giderseniz mutlaka görmeniz gereken bir yapı, benden söylemesi.

Adana’ da başka neler var kısaca değineyim. Adana Merkez Park, Sabancı Merkez Camii ile birlikte nehrin kenarında yer alan devasa alan gerçekten botanik bir nefes alanıdır. Oldukça geniş çim alanda, çeşitli ağaçlar ve doğanın huzuru Avrupai merkez kent park kültürünün önemli bir örneğidir. Tarihi Kazancılar Çarşısı, Büyük Saat’in yanında yer alan tarihi çarşı, geleneksel Anadolu kapalıçarşı örneklerinin eskilerinden biridir. Bakırcıların ve kazancıların çarşısı olsa da günümüzde gündelik ihtiyaçlara yönelik her türlü dükkan bulunur. Büyük Saat, 32 metre uzunluğu ile Türkiye’nin en büyük saat kulesidir. 1881’de inşasına başlanıp 1 yılda hizmete açılmıştır. Hasan Ağa Camii, Adana’daki tek Osmanlı mimarisi eseri camidir. 1558 yılında çivi kullanmadan yapılmış olması özelliğiyle turistik değeri vardır. Dilberler Sekisi, Yeni Adana Projeleri kapsamında Seyhan Nehri kıyısında yapılmış sekidir. Yürüyüş ve bisiklet yoluyla birlikte var olan göl ve nehir manzaralı kafe ile hizmet verir. Dinlence, spor ve mesire alanıdır. Seyhan barajı ve baraj gölü doğal güzelliğiyle Adanalılara serinleme fırsatı verir. Birçok hamam ve camii de tarihsel doku içersinde yer alır.

Yemek kültürüne gelince, Adana mutfağı başlı başına bir hazinedir. Yemek tariflerini ard arda buraya sıralamaya kalksak koca bir ansiklopedi olur kanaatindeyim. Hepsini denemek kısmet olmadı ama bilebildiğim başlıcalarını burada dile getirmeye çalışayım.

     Adana acının başkenti gibidir. Meşhur adana kebabı bunun en iyi örneğidir. Adana’yı sadece acı yemeklerle anmak da haksızlık olabilir bölgede bici bici adlı bir tatlı da yapılıyor. Nişasta, pudra şekeri ve şerbetten oluşan bu tatlıya buz katılır. Yazın sıcaklarda insanı serinletip ağzını tatlandıran hafif bir tatlıdır. Adana’da birbirinden güzel ciğer, kebap, içli köfte yiyebileceğiniz yerler var. Şalgam suyu da bölgenin yine bolca adından söz ettiren bir başka lezzeti. Adanalılar ciğeri sabah kahvaltısında aldıklarını duyunca şaşırmadım desem yalan olur. O kadar seviyorlar. Şırdan, Koyunun 4 midesinden biri olan şırdanın temizlenip, içine baharatlı pirinç doldurulup dikilip pişirilmesiyle hazırlanır. Bumbar ve kokoreç gibi sakatat yemeğidir. Adana’ya özgü şırdan dolmasında kuzu tercih edilir. Fellah Köftesi (Sarımsaklı köfte) Adana’ya özgü bir başka yemek türü de Fellah köftesi ya da sarımsaklı köftedir. İçli Köfte, Farkı yörelerde de yapılsa bile Adana’ya özgü içli köfte meşhurdur. Adana’da kebap yemek istediğinizde yanına mutlaka soğan salatası getirilir.  Kısır, Adana’da biraz farklı yapılır. Daha ıslak ve salçalıdır. Şalgam bitkisinden yapılan ve Çukurova’ya özgü bir içecektir. Adana bölgesinde yaygın olarak tüketilen şalgam suyu, kırmızı renkli bulanık görünüşlü ve ekşimsidir.

İşte size bir çırpıda Adana mutfağının önde gelen yemeklerinden bahsettim. En güzeli, oraya gitmişken bu lezzetleri yerinde tatmak. Denemeden dönmeyin.

Bu haftalık bu kadar olsun diyerek hepinizi saygı ve sevgiyle kucaklarken en güzel günlerin sizlerle olmasını temenni ediyorum. Hoşçakalın ve sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir