St. Petersburg-RUSYA 2

(26.08.2015 Tarihli gazetede yayınlanan ÇOK GEZEN köşemden alınmıştır.)

ÇOK GEZEN (St. Petersburg-RUSYA 2)

   26.08.2015                                               Yazan : Ümit DERİNSU

 

Yine keyifli bir yazı öncesinde, ilginizi çektiğini düşündüğüm St. Petersburg yazımın devamında tekrar buluştuk. Herkese kucak dolusu selamlar. Merhaba.

Önceki yazımızda St. Petersburg’ a biraz değinmiştik. Şimdi biraz daha bilgilerimizi pekiştirerek bu güzel şehri tanımanıza yardımcı olmak istiyorum. İlk olarak ne zaman gidilmeli? sorusunu kısaca cevaplarsak Haziran ve Temmuz aylarını tercih edin derim. Çünkü bu aylarda yaz aylarına ve beyaz geceler olarak tasvir edilen döneme denk geliyor. Yani gündüzün en uzun yaşandığı zamanlara denk geliyor. Kolumdaki saate bakıyorum, gece 1:30’ u gösteriyor. Ama etrafa bakıyorum hala aydınlık. Burada tam anlamıyla gece olmuyor herhalde. Zaten 1-2 saat sonra da güneş tekrar doğuyor. Çok ilginç bir deneyim, yaşamanızı tavsiye ederim.

St. Petersburg’ da geziyoruz ulaşım sorunu pek yok. Dünyanın en derine inen metro ağları burada. Metroya girdiğinizde yürüyen merdivenlerin dikliğini görünce önceleri oldukça yadırgıyorsunuz. Üstelik merdivendeki bu yolculuk dakikalarca sürüyor. Sanırsınız yürüyen merdivenle şehri yeraltından dolaşacağız. Metroya girip çıkan insan kalabalıklığını da gördüğünüzde şaşkınlığınız bir kat daha artıyor. Moskova metrosu kadar olmasa da burada da her istasyon birbirinden farklı betimlenmiş. Sanat eserleri ile süslenmiş. Etrafa baktıkça bakasınız geliyor. Her şeyin Krill alfebesi ile olması işimizi biraz zorlaştırsa da gideceğimiz istasyonların adını ezberlediğimiz için pek bir zorlukla karşılaşmıyoruz. Bizi üzen tek olay metroda seyahat sırasında grubumuzdan bir kişinin yankesiciler tarafından çarpılıp parasını kaptırmış olması.

Yeryüzüne çıktığımızda St. Petersburg’ un en meşhur caddesi Nevsky caddesinde soluğu alıyoruz. Burası birçok büyük alışveriş mağazaları, cafeler, restaurantların ve tarihi binaların peşpeşe sıralandığı 5.5 km. uzunluğunda bir yer. St. Petersburg, yüzyıllardır Rusya’nın Avrupa’ya bakan yüzü, sanatın ve sanatçının merkezi olmuş. 5 km uzunluğundaki Nevsky Caddesi’nde gezmeye başlayarak bu güzel şehrin yaşantısını içimizde hissediyoruz. Cadde üzerindeki her yer, binalar, köprüler, kaldırımlar son derece bakımlı ve modern yapılmış. Yol üzerinde bulunan ara sokaklarda kafeler, restaurantlar sıralanmış. Dışarıdaki masalarda oturmuş keyifle kahvelerini içen, yemek yiyen turistlere ve yerel halka rastlıyoruz. Cadde üzerinde bazı yerlerde turistlerin resimlerini yapan sokak ressamları ve performanslarını sergileyen müzisyenler bulunuyor. Bu caddeyle kesişen kanallardan birini takip ederseniz Voskresenia Khristova Kilisesi diğer adıyla kan kilisesine ulaşıyorsunuz. Buraya böyle bir ismin takılmış olması Rus çarı III. Alexandr’ın buraya yakın bir yerde suiskata kurban gitmesidir. Bu olayın anısına kilise kırmızı ağırlıklı renklere boyanmış. Şehirde gördüğüm en muhteşem yapılardan biri. Rus mimari tarzını olduğu gibi yansıtıyor.

    Önceki yazımızda Hermitage Müzesinden bahsetmiştik. Kışlık Saray olarak geçiyordu. Şimdi biraz da Yazlık saraydan bahsedelim. Buraya Peterhof Palace yani yazlık saray diyorlar. Burası St. Petersburg’ a 30 km. mesafede Petergof isimli bir kasabada yer alıyor. Buraya gitmek için çeşitli yollar var. Karayolu ve buraya çalışan tranvayın dışında deniz yoluyla da gitmek mümkün. Hermitage önünden hidrofillerle gidiş dönüş 900 ruble. Pazartesi günleri saray bölümü kapalı olduğu için sadece bahçeyi gezmek isterseniz 500 ruble (öğrenci 250 ruble). Hermitage’dan sonra müze gezmeye pek gerek kalmadığı için pazartesi günü gitmenizi tavsiye ederim. Kalabalık olmuyor . Bahçe gerçekten çok büyük ve ihtişamlı. Versay sarayı örnek olarak alınmış ama ondan daha abartılı. Bahçede 150 fıskiye ve 4 şelale var. Saat 11.00 de açılıyor. Özelliği ise hiçbirinin motorla çalışmaması. Tamamı bileşik kaplar sistemiyle çalışıyor ki bu gerçekten o günün şartlarında mühendislik harikası. Bahçenin keyfini çıkarmak için harita almanızı öneririm.

    St. Petersburg’ a tekrar dönersek, DostoyevskiPuşkinAnna Akhmatova ve Rimsky-Korsakov‘un evleri de müze olarak kullanıldığından bahsedebiliriz. Ayrıca Fyodor Mihayloviç Dostoyevski‘nin romanları Suç ve Ceza ve Ezilenler de bu şehirde geçer. St. Petersburg zengin bir kültüre sahiptir. Tiyatrolar, konser salonları, galeriler ve edebi eserler kent kültürünün temel bileşenleridir. St. Petersburg, 40’dan fazla tiyatroya ev sahipliği yapar. Dünyaca ünlü Mariinsky Tiyatrosu, geleneksel kent kültürünün merkezidir. St. Petersburg, Dostoyevsky’nin romanlarında ve Pushkin’in şiirlerinde bahsi geçen bir kenttir. Dostoyevsky, St Petersburg için, “Dünyanın en sakin kenti” der. Futbol, dinlenme, kayak, sandal sefası ve yüzme de kentin başlıca eğlence aktiviteleri arasında yerini alır. Kent merkezindeki Kuznechy Pazarı, kentin en renkli ve en önemli alışveriş pazarıdır. Bu yiyecek ve içecek pazarı en iyi sebze ve meyvenin satıldığı yerdir. Pazarın atmosferi ziyaretçileri büyüler. Geleneksel smetena (ekşi krema), lezzetli bal çeşitleri, havyar ve her türlü meyve bu pazardan satın alınabilir.

    Ne yenir? Ne içilir? derseniz; Geleneksel Rus mutfağı, kent mutfağının en önemli parçasıdır. Buğday, yulaf ve darı kent mutfağının başlıca malzemeleridir. Noel hindisi, buğday Kasha, kızartmalar, domuz eti, rengeyiği eti kızartması, ekşi soslu sıcak çorbalar, tuzlu mantar, kızartılmış ördek eti ve etli jöleli Pelmeni, kentin başlıca lezzetlerindendir. Votka Rusların en popüler içeceğidir. Rusya aynı zamanda önde gelen şarap üreticilerinden biridir. Bunun doğal bir sonucu olarak şarap kent sakinlerinin başlıca tercihleri arasında yerini alır. Ayrıca, kentin geniş ölçekli içecekleri arasında çayın özel bir yeri vardır. Siyah çay, en çok tercih edilen çay çeşididir. Kahve pek popüler değildir.

    St. Petersburg hakkında yazılacak söylenecek o kadar çok şey var ki buraya hepsini sığdıramadım. Hatta Türkiye’ ye döndükten sonra bile bu şehir hakkında edindiğim yeni bilgilerde bile keşke gittiğimde görebilseydim diye hayıflandığım oldu. Neyse nasipte varsa ve yine yolumuz buraya düşerse göremediğim yerleri özellikle görmeye çalışacağım. Örneğin Osmanlı-Rus savaşında savaş meydanında kazandıkları Türk toplarını bu şehre götürmüşler ve bunları üst üste koyarak bir zafer anıtı yapmışlar. Bu topların üzerindeki Osmanlı tuğralarını hala görebilmek mümkünmüş. Giden olursa bu bilgiyi unutmayın lütfen mutlaka görün. Ben döndükten sonra haberim oldu.

   Bu haftalık bu kadar diyelim. Haftaya yepyeni bir yerin hikayesinde buluşmak dileğiyle şimdilik hoşçakalın diyor sağlıcakla ve sevgiyle kalın diyorum.

Not:  Köşemde kullandığım tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir ve başka yerde kullanılması izne tabiidir. Ayrıca bana bu gezimde eşlik eden Kıymetli eşim Bahar DERİNSU, Sevgili kızım Dicle DERİNSU, Değerli yol arkadaşlarım Ayşe GİRGİN ve Metin GİRGİN’ e teşekkür etmeyi borç bilirim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir